18 Nisan 2012 Çarşamba

HÜKÜMLÜ / TUTUKLULARIN EĞİTİM İMKANLARI VE ENGELLER

HÜKÜMLÜ / TUTUKLULARIN EĞİTİM İMKANLARI VE ENGELLER

Ceza infaz kurumlarında temel eğitimden, üniversiteye kadar geniş bir yelpazede eğitim ve iyileştirme çalışmaları sürdürülmektedir. Mahkemelerce verilen cezaların infaz edilmesi, ceza infaz kurumlarının misyonunu; eğitim ve iyileştirme faaliyetleri de bu kurumların vizyonunu oluşturmaktadır. Bir ceza infaz kurumunun başarısı, kurumda yapılan eğitim ve iyileştirme faaliyetlerindeki başarısı ile doğru orantılıdır.
Herhangi bir sebeple ceza infaz kurumuna girmiş kişilerin, kurumda bulunduğu süre içerisinde eğitim imkanlarından mahrum kalmaması ve dışarıdaki yaygın eğitim faaliyetlerine katılan öğrencilerle eşit bir biçimde eğitim haklarından faydalanmaları gerekmektedir. Çünkü karşımızdaki kitle, toplum tarafından dışlanmış ve dezavantajlı konumdadır. Bu nedenle, ceza infaz kurumlarındaki bireylerin, daha fazla eğitim almaları gereklidir. Çünkü, toplumdaki bakış açısı ve önyargılardan dolayı, bu kişilerin tahliye sonrası iş bulma imkanları son derece zor olmaktadır. Ceza infaz kurumlarındaki insanlar için eğitim lüks değil, tam anlamı ile “şart”tır.
Takdir edilir ki insanın olduğu yerde potansiyel olarak da suç da vardır. Suçun olduğu yerde de ceza infaz kurumları. Ancak ceza infaz kurumları, tahmin edilenin aksine sadece suçun cezalandırıldığı kurumlar değil bireylerin rehabilite edildiği, ceza sonrası yaşama hazırlandığı, sosyal sorumluluk misyonu bulunan önemli kurumlardır. Eğitim, insanın var olduğu her yerde yaşamsal bir ihtiyaç haline gelmiştir. Ceza infaz kurumlarındaki eğitim faaliyetleri de giderek önem kazanmaktadır. Dışarıdakilerin yararlan(a)madığı hak ve imkanlar hükümlü/tutuklulara tanınmaktadır. Örneğin çoğu vatandaşımız İngilizce Kursu, Badminton Kursu, Bilgisayar Kursu, Bağlama Kursu, Deri Ayakçı Kursu veya Kur’an Kursu’na devam etme fırsatı bulamazken, hükümlü/tutuklular bu haklardan yararlanabilmektedirler.
İnsanı diğer canlılardan ayıran temel özellik akıl ve düşünebilme yeteneğidir. Değişim de düşünme yeteneği sayesinde gerçekleşen bir süreçtir. Sosyal bir varlık olan insanın toplumdan ayrı yaşaması mümkün değildir. Olayı sadece bu yönüyle ele aldığımızda bile kişinin sağlıklı bir yaşam sürdürebilmesi için, beraberce yaşama kurallarını öğrenmesi ve kendine saygı duyabilmesi, toplumda saygın bir yer edinebilmesi için de sürekli öğrenmesi, kendini yenilemesi ve toplumsal değişime ayak uydurması gerekir. Unutulmamalıdır ki, “Öğrenmek akıntıya karşı kürek çekmek gibidir. İlerleyemediğin takdirde gerilersin”. Ünlü filozof Sokrates, Atina kanunlarına göre yargılanıp ölüme mahkum edildiğinde, kendisini son kez görmeye gelen öğrencilerinden birinin elinde bir saz görür. Sazın nasıl çalınacağını öğrenmek istediğinde öğrencisi hayretle: “Üstadım! Ama nasıl olur? Az sonra zehiri içeceksiniz, çalmaya vaktiniz olmayacak ve bir zevk duymayacaksınız.” der. Sokrates ölmeden önce son dersini verir: “Evladım, asıl zevk çalmakta değil, çalmayı öğrenmektedir.”  Öğrenmenin hayat boyu süren bir eylem olduğunu bundan daha iyi açıklayan bir örnek olabilir mi?
Uşak E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda yaptığımız istatistiğe göre hükümlü ve tutukluların yaş dağılımı şu şekildedir; 15- 18 Yaş arası tutuklular mevcudun % 2’sini; 18-30 yaş arası hükümlü/tutuklular mevcudun % 40’ını; 30-40 yaş arası hükümlü/tutuklular mevcudun % 31’ini; 40-50 yaş arası hükümlü/tutuklular mevcudun % 17’sini; 50-60 yaş arası  hükümlü/tutuklular mevcudun % 7’sini; yaşı 60’dan büyük hükümlü/tutuklular da mevcudun % 3’ünü oluşturmaktadır. Tabloda da açıkça görüldüğü gibi burada kalan insanlar, aktif iş gücü piyasasındaki kişilerden oluşmaktadır.  
Yapılan ve sürdürülen eğitim faaliyetlerine, sportif ve sosyal – kültürel faaliyetlere, üretim faaliyetlerine katılan hükümlü/ tutukluların birbirleri ile tartışmadıkları ve daha sosyal davranışlar sergilediği görülmüştür. Bu açıdan, eğitim faaliyetlerine ağırlık verilmesinin hem sosyalleşme, hem beceri kazanma hem de kurum içi dinamik güvenlik açısından önemli olduğu görülmektedir.
Hükümlü-tutukluların eğitiminde yaşanan en önemli zorluklar şunlardır;
1-                 Aşırı alınganlık: Bazı hükümlü/tutuklular havadan nem kaparcasına en ufak bir sözden alınıp başlamış olduğu kursu yarım bırakabilmektedirler. Bunun için hükümlü/tutuklunun psikolojisini bilmek, empati yapabilmek, hoşgörülü olmak ve sınıf ortamının dozunu ayarlamak açısından öğretmen/usta öğreticiye   çok önemli görevler düşmektedir.
2-                 Odasından dışarı çıkmama: Herhangi bir eğitim-öğretim faaliyetinden yararlanan hükümlü/tutuklular ilerleyen zamanlarda eğitim ile ilgili var olan tüm haklardan ve imkanlardan istifade etme yoluna gitmekte; hiç ulaşılamayan insanlar ise maalesef odasından dışarı çıkmamaktadırlar.
3-                 Ümitsizlik: Hayata dair beklentisi olmama, karamsarlık, öğrendiklerinin işine yaramayacağını düşünme eğitimin önündeki engellerdendir. Eğitimin yaşam boyu devam ettiği bilinci ile mahkumların umutlarını taze tutması ve aktif olarak eğitim haklarından ve imkanlarından en iyi şekilde yararlanması için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Eğitim ve iyileştirme faaliyetlerine katılan hükümlü-tutuklunun hayattan beklentisi var demektir. Boise’nin dediği gibi “umudunu kaybedenin başka kaybedeceği kalmaz”. 
4-                 Özellikle sabahtan öğleye kadarki zaman diliminin değerlendirilememesi: Hükümlü/tutukluların büyük bir bölümü televizyon seyretmek vb. nedenler ile gecenin ilerleyen saatlerine kadar uyumamakta; sabahtan öğleye kadar olan zaman dilimini uyuyarak geçirmektedirler.  Böyle olunca da tersine çevrilmiş bir zaman anlayışı ceza infaz kurumlarında hüküm sürmektedir.  Özellikle sabahtan öğleye kadar yapılan kurslarda hükümlü/tutukluların kurslara devamı konusunda sıkıntılar yaşanmaktadır. 
5-                 Hasımlılık durumu: Bazı hükümlü/tutuklular odalarını değiştirebilmek için kalmakta olduğu odadaki bir kişiyi hasım yazdırmaktadır. Kayıtlara hasımlı olarak geçen kişinin de sosyal-kültürel faaliyetlere çıkarılması sınırlandırılabilmektedir.   
6-                 Konsantre Olamama: Psikolojik ve ailevi nedenler sebebi ile kursa konsantre olamama bir diğer engeldir.
7-                 Devam ve istikrar: Bazı hükümlü/tutuklular bazen aldığı bir haberin etkisi ile, bazen yaklaşan mahkemesinin stresi ile bazen de hoşlanmadığı kişinin aynı kursa çıkması ve onunla aynı ortamda bulunmama isteği vb. etkenler ile açılan kurslara istikrarlı bir şekilde devam etmemektedirler.
8-                 Sadece odasından dışarı çıkmak için kurslara katılma: Bu durumdaki kişi, kursun faydasından çok diğer odalardan gelen arkadaşları ile görüşebilmek için kursa çıkmakta, istediği rahat ortamı bulamayınca kursa katılmaktan vazgeçmektedir.
9-                 Alay edilme, dalga geçilme korkusu: Özellikle okuma-yazma kursuna devam eden hükümlü/tutuklulara topyekün destek verilmesi gerekmektedir. Kursa devam ettiğinden dolayı odasındaki bir-iki kişinin kendisi ile dalga geçmesi hükümlü/tutuklunun kursu bırakmasına yol açabilmektedir. Bu durumdaki kişi kursla ilgili defter-kitabı odasına götürmemekte, sınıfta sıranın altında bırakmaktadır. Halbuki bir öğretim faaliyeti içerisinde yer alan kişi ayıplanmayı değil, desteklenmeyi hak etmektedir. Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır. Öğrenmenin yaşı yoktur. Sınıf ortamında arkadaşları tarafından kendisine gülünmesi, böylece küçük düşürülme korkusu da eğitimin önündeki engellerdendir.
Bazı hükümlü/tutuklular hayırlı bir işe başlayacağı zaman odasındaki bir arkadaşı tarafından geçmişi hatırlatılarak “dışarıda şunları şunları yapmıştın, şimdi dönüş mü yapıyorsun” vb. ifadeler ile vazgeçirilebilmektedir. Tabii ki eğitim faaliyetlerine aktif olarak katılan hükümlü/tutuklulara destek olan çok sayıda arkadaşı da vardır. Bu nedenle, herhangi bir diploma, sertifika, başarı belgesi alan veya herhangi bir etkinlikte aktif olarak görev alıp örneğin türkü/şarkı söyleyen veya tiyatroda rol alan hükümlü/tutukluyu diğerleri elleri patlarcasına alkışlamaktadır. Olması gereken de budur. Yani her fert, “içimizdeki yetenekler ile gurur duyuyoruz” şeklinde düşünmeli ve hayırda yarışmalıdır.   
Yukarıda sayılan engellere rağmen eğitim ve iyileştirme çalışmaları giderek yükselen bir trend ile devam etmektedir. Hükümlü/tutukluların önemli bir oranı da bu çalışmalara aktif olarak katılmaktadırlar. İnanıyorum ki ilerleyen süreçte daha fazla hükümlü/tutuklu eğitim ve iyileştirme faaliyetlerinden yararlanacaktır. Unutmamak gerekir ki, ceza infaz kurumları kaybederse, tüm toplum bunun faturasını öder. Tersini düşünecek olursak hükümlü/tutuklular kazanırsa tüm toplum kazanır.   
Özetleyecek olursak, ceza infaz kurumlarındaki potansiyel öğrenici kitlelerin doğru biçimde dizayn edilmiş eğitim çalışmaları ile topluma kazandırılmalarını ve cezalarını çekerken daha kaliteli zaman geçirmelerini sağlamak, ceza infaz kurumlarının öncelikli meselesi olmalı; hükümlü/ tutuklular da eğitim haklarının ve imkanlarının farkına vararak eğitim haklarından en iyi şekilde yararlanmanın yollarını aramalıdır. 17.04.2012
                                                                                                          Metin KARTAL

CEZA İNFAZ KURUMUNDA ÖĞRETMEN OLMAK

CEZA İNFAZ KURUMUNDA ÖĞRETMEN OLMAK

Kasım ayının yirmi dördü… Öğretmenler günü… Hemen hemen bütün öğretmenlerin en güzel, en mutlu günlerinden biri. Az sonra törenler düzenlenecek, öğretmenliğin kutsallığından bahsedilecek, öğrencilerden öğretmenlerine en sıcak gülümsemeler ile çiçekler takdim edilecek.  1981 yılından beri ülkemizin dört bir yanında kutlanan, artık aşinası olduğumuz, alışılmış bir gün.
Adalet Bakanlığı’nda görev yapan, sayıları  350-400 civarında olan öğretmen için durum aynı mı? Ceza infaz kurumlarında ve denetimli serbestlik şube müdürlüklerinde de öğretmenler günü kutlanır mı? Sahi öğretmenin bu kurumlarda işi ne ola ki?
Adalet Bakanlığı bünyesinde görev yapan bütün öğretmenler için şu tür konuşmalar artık kanıksanmıyor.
-         Ne iş yapıyorsun?
-         Öğretmenim
-         Hangi okulda?
-         Ceza İnfaz Kurumunda
-         Anlamadım. Ceza infaz kurumu derken…
-         Cezaevi yani.
-         Allah Allah… Cezaevinde öğretmenin ne işi var? Yani siz mahkumlara mı öğretmenlik yapıyorsunuz? Daha önce hiç duymamıştım cezaevinde öğretmen olduğunu…
-         Hemen hemen bütün ceza infaz kurumlarında öğretmen var.
-         Zor olmuyor mu peki? Mahkumlar size saldırmıyor mu? Ders verirken odada güvenlik görevlisi oluyor mu? Ne tür eğitim veriliyor cezaevlerinde? 
Konuşmalar bu hal üzere devam eder gider. Artık sorular birbirini takip eder. Sohbetin başında biraz şaşkınlık içinde, biraz da acınarak sorulan soruların yerini artık bir takdir duygusu almaya başlamıştır. Yaptığımız işin ne kadar önemli olduğundan dem vurulmaya başlanır. Bazen de “boşuna uğraşma, yorma kendini. Bunlardan adam olmaz. Görmedin mi akşam televizyonda? Adam cezaevinden tahliye olduktan sonra üç kişinin daha canını yakmış…” türlü yaklaşımlar.
Öyle ya… Ceza infaz kurumu denince akla, ceza çekilen yer gelmektedir. Ceza çekilen yerde eğitimin ne işi olur ki?
Oysaki eğitim asıl buralarda olmazsa olmazlar arasındadır, vazgeçilmezdir. Çünkü hürriyetine sınır konulmuş vatan evlatları, bugün her ne kadar kurumda olsa da yarın dışarı çıkacaktır. Zaten ceza infaz kurumuna düşmelerinin en önemli sebeplerinden birisi eğitimsizliktir. Şayet burada gerekli eğitimi almazlarsa, donanımsız olurlarsa, sosyalleşemezlerse, tahriklere karşı sabırlı olmayı öğrenemezlerse tekrar ceza infaz kurumuna düşmeleri kuvvetle muhtemeldir. Doğrudur, “ceza infaz kurumlarında eğitim verilen hükümlü ve tutuklular artık suç işlemezler” şeklinde bir yargıya varılamaz. Ama eğitim verilmezse, vicdanları ile hareket etme duygusu aşılanmazsa, “koğuşuna kapat ne hali varsa görsün” şeklinde düşünülürse hükümlü ve tutukluların hangi bir derdi çözülür? Yarın dışarı çıkıp tekrar suç işlediğinde, gerekli eğitimi vermediğimizden dolayı bizim de o suçun işlenmesinde katkımız olmuş olmuyor mu? Üstelik eğitimin sonuçlarını görmek için hükümlü/tutuklunun dışarı çıkmasını beklemeye gerek yoktur. Herhangi bir eğitim-öğretim faaliyetine devam eden ile etmeyen arasındaki fark bariz bir şekilde ortadadır. Öyle ya “hiç bilenler ile bilmeyenler; öğrenenler ile öğrenmeyenler bir olur mu?”
Her işin olduğu gibi, ceza infaz kurumunda öğretmen olmanın da  kolay yönleri de vardır zor yönleri de… Dışarıda silah tutmuş ellerin, kalem tutmasına öncülük etmek; kurslar,  konferanslar, bilgi yarışmaları, münazaralar, sosyal-kültürel faaliyetler, kütüphane faaliyetleri ve sportif faaliyetler ile hükümlü tutukluların zamanlarını en iyi şekilde değerlendirmeleri için   gerekli çabayı göstermek… Tahliye olan eski hükümlülerden kimisinin üniversitelerin iyi bölümlerinde okuduğuna, kimisinin güzel bir hayat kurup alın teri ile evine ekmek götürmek için  canla başla mücadele ettiğine şahit olmak… ceza infaz kurumunda öğretmen olmanın güzel tarafı.
Aynı zamanda çok zordur ceza infaz kurumunda öğretmen olmak.   Bazen körler çarşısında ayna satmaya benzer. Alıcılar, alınacak malzemenin işine yaramayacağını düşünür. İkna etmen gerekir. Koridorda nöbet tutan memur hemen hemen her gün okuyup da adam mı olacaklar, boşver şeklinde sataşmalarda bulunur. Memuru ikna etmen lazımdır. “Güvenlik gerekçesi ile eğitim için fazla sayıda hükümlü/tutuklunun odasından dışarı çıkması uygun değildir” şeklinde düşünen personeli ikna etmen gerekir. Halk Eğitimi Merkezi çalışanlarını ceza infaz kurumlarında kurs açmaları için ikna etmen gerekir. Kurslar için gerekli öğretmen bulunamadığı zaman, usta öğreticiyi / öğretmeni ceza infaz kurumuna gelmeye ikna etmen gerekir. Tam her şey hazır, artık eğitim için gerekli ortam sağlandı diye düşünürken, kursiyer psikolojik ve ailevi nedenlerden dolayı kursa gelmeyeceğim şeklinde yan çizer, ikna etmen gerekir.
Bazen iyi ki varım, iyi ki bu kurumda çalışıyorum dersin, bazen de bu kurumda benim ne işim var diye düşünmeden edemezsin.    Kurumda seferber edilen bütün imkanlardan en iyi şekilde yararlanan, artık hatalarından ibret aldı, dışarıya çıkınca iyi bir hayat kurar kendisine diye düşündüğün bir hükümlünün dışarıya çıkar çıkmaz üç masumun daha canını yaktığında kahrolursun, eğitim hiçbir işe yaramıyor diye karamsarlığa kapılırsın. Tükenmişlik sendromu kapını çalmaya başlamıştır. Ancak bitmemem gerekir, yaratılmışların en şereflisi insan ile uğraşıyorum, tohum saçayım bitmezse toprak utansın.  Hem sebze yetiştirmek için bir yıl, meyve yetiştirmek için on yıl, insan yetiştirmek onlarca yıl gerekir diye düşünürsün.
Bütün bu koşuşturmaca arasında 24 kasım öğretmenler günü gelip çatar… En mutlu günlerinden birisi olacak zannedersin, yanılırsın. Çiçek vb materyalden çoktan vazgeçmişsindir. Tecrübe ile sabittir böyle bir inceliğin yapılmayacağı. Hatırlanmamak acıtır içini. Hatırlayanların da odasına çağırıp öğretmenler günün kutlu olsun demesi biraz daha yaralar. Odamıza bile gelme lütfunda bulunmadığı gibi, günümüzü kutlamak için ayağına çağırıyor şeklinde düşünürsün. Bazen hocam bir program düzenle de öğretmenler gününüzü kutlayalım teklifi ile karşılaşırsın. İster istemez böyle kutlama olmaz olsun, gün bizim günümüz ama programı da biz hazırlıyoruz, bir kutlama programı tertip etmek sadece öğretmenin tasarrufunda değil, Kurumda bu işi yapabilecek çok sayıda insan var diye düşünürsün.
Fazla bir şey istemiyorsundur esasında… İstediğin sadece hatırlanmaktır, değer görmektir… Çünkü sana verilen değer, kurumda eğitime verilen değerin aynasıdır.  
Cezaevinde öğretmensen fazla bir şey beklememeyi, kendi yağın ile kavrulmayı, sinirlerine hakim olmayı, sabırlı olmayı bilmelisin. Sinirlerin zayıf ise, esen en ufak rüzgarda yerle bir oluyorsan vay haline…
Tüm öğretmenlerin öğretmenler günü kutlu olsun…18.11.2011



                                                                                         Metin KARTAL