18 Nisan 2012 Çarşamba

CEZA İNFAZ KURUMUNDA ÖĞRETMEN OLMAK

CEZA İNFAZ KURUMUNDA ÖĞRETMEN OLMAK

Kasım ayının yirmi dördü… Öğretmenler günü… Hemen hemen bütün öğretmenlerin en güzel, en mutlu günlerinden biri. Az sonra törenler düzenlenecek, öğretmenliğin kutsallığından bahsedilecek, öğrencilerden öğretmenlerine en sıcak gülümsemeler ile çiçekler takdim edilecek.  1981 yılından beri ülkemizin dört bir yanında kutlanan, artık aşinası olduğumuz, alışılmış bir gün.
Adalet Bakanlığı’nda görev yapan, sayıları  350-400 civarında olan öğretmen için durum aynı mı? Ceza infaz kurumlarında ve denetimli serbestlik şube müdürlüklerinde de öğretmenler günü kutlanır mı? Sahi öğretmenin bu kurumlarda işi ne ola ki?
Adalet Bakanlığı bünyesinde görev yapan bütün öğretmenler için şu tür konuşmalar artık kanıksanmıyor.
-         Ne iş yapıyorsun?
-         Öğretmenim
-         Hangi okulda?
-         Ceza İnfaz Kurumunda
-         Anlamadım. Ceza infaz kurumu derken…
-         Cezaevi yani.
-         Allah Allah… Cezaevinde öğretmenin ne işi var? Yani siz mahkumlara mı öğretmenlik yapıyorsunuz? Daha önce hiç duymamıştım cezaevinde öğretmen olduğunu…
-         Hemen hemen bütün ceza infaz kurumlarında öğretmen var.
-         Zor olmuyor mu peki? Mahkumlar size saldırmıyor mu? Ders verirken odada güvenlik görevlisi oluyor mu? Ne tür eğitim veriliyor cezaevlerinde? 
Konuşmalar bu hal üzere devam eder gider. Artık sorular birbirini takip eder. Sohbetin başında biraz şaşkınlık içinde, biraz da acınarak sorulan soruların yerini artık bir takdir duygusu almaya başlamıştır. Yaptığımız işin ne kadar önemli olduğundan dem vurulmaya başlanır. Bazen de “boşuna uğraşma, yorma kendini. Bunlardan adam olmaz. Görmedin mi akşam televizyonda? Adam cezaevinden tahliye olduktan sonra üç kişinin daha canını yakmış…” türlü yaklaşımlar.
Öyle ya… Ceza infaz kurumu denince akla, ceza çekilen yer gelmektedir. Ceza çekilen yerde eğitimin ne işi olur ki?
Oysaki eğitim asıl buralarda olmazsa olmazlar arasındadır, vazgeçilmezdir. Çünkü hürriyetine sınır konulmuş vatan evlatları, bugün her ne kadar kurumda olsa da yarın dışarı çıkacaktır. Zaten ceza infaz kurumuna düşmelerinin en önemli sebeplerinden birisi eğitimsizliktir. Şayet burada gerekli eğitimi almazlarsa, donanımsız olurlarsa, sosyalleşemezlerse, tahriklere karşı sabırlı olmayı öğrenemezlerse tekrar ceza infaz kurumuna düşmeleri kuvvetle muhtemeldir. Doğrudur, “ceza infaz kurumlarında eğitim verilen hükümlü ve tutuklular artık suç işlemezler” şeklinde bir yargıya varılamaz. Ama eğitim verilmezse, vicdanları ile hareket etme duygusu aşılanmazsa, “koğuşuna kapat ne hali varsa görsün” şeklinde düşünülürse hükümlü ve tutukluların hangi bir derdi çözülür? Yarın dışarı çıkıp tekrar suç işlediğinde, gerekli eğitimi vermediğimizden dolayı bizim de o suçun işlenmesinde katkımız olmuş olmuyor mu? Üstelik eğitimin sonuçlarını görmek için hükümlü/tutuklunun dışarı çıkmasını beklemeye gerek yoktur. Herhangi bir eğitim-öğretim faaliyetine devam eden ile etmeyen arasındaki fark bariz bir şekilde ortadadır. Öyle ya “hiç bilenler ile bilmeyenler; öğrenenler ile öğrenmeyenler bir olur mu?”
Her işin olduğu gibi, ceza infaz kurumunda öğretmen olmanın da  kolay yönleri de vardır zor yönleri de… Dışarıda silah tutmuş ellerin, kalem tutmasına öncülük etmek; kurslar,  konferanslar, bilgi yarışmaları, münazaralar, sosyal-kültürel faaliyetler, kütüphane faaliyetleri ve sportif faaliyetler ile hükümlü tutukluların zamanlarını en iyi şekilde değerlendirmeleri için   gerekli çabayı göstermek… Tahliye olan eski hükümlülerden kimisinin üniversitelerin iyi bölümlerinde okuduğuna, kimisinin güzel bir hayat kurup alın teri ile evine ekmek götürmek için  canla başla mücadele ettiğine şahit olmak… ceza infaz kurumunda öğretmen olmanın güzel tarafı.
Aynı zamanda çok zordur ceza infaz kurumunda öğretmen olmak.   Bazen körler çarşısında ayna satmaya benzer. Alıcılar, alınacak malzemenin işine yaramayacağını düşünür. İkna etmen gerekir. Koridorda nöbet tutan memur hemen hemen her gün okuyup da adam mı olacaklar, boşver şeklinde sataşmalarda bulunur. Memuru ikna etmen lazımdır. “Güvenlik gerekçesi ile eğitim için fazla sayıda hükümlü/tutuklunun odasından dışarı çıkması uygun değildir” şeklinde düşünen personeli ikna etmen gerekir. Halk Eğitimi Merkezi çalışanlarını ceza infaz kurumlarında kurs açmaları için ikna etmen gerekir. Kurslar için gerekli öğretmen bulunamadığı zaman, usta öğreticiyi / öğretmeni ceza infaz kurumuna gelmeye ikna etmen gerekir. Tam her şey hazır, artık eğitim için gerekli ortam sağlandı diye düşünürken, kursiyer psikolojik ve ailevi nedenlerden dolayı kursa gelmeyeceğim şeklinde yan çizer, ikna etmen gerekir.
Bazen iyi ki varım, iyi ki bu kurumda çalışıyorum dersin, bazen de bu kurumda benim ne işim var diye düşünmeden edemezsin.    Kurumda seferber edilen bütün imkanlardan en iyi şekilde yararlanan, artık hatalarından ibret aldı, dışarıya çıkınca iyi bir hayat kurar kendisine diye düşündüğün bir hükümlünün dışarıya çıkar çıkmaz üç masumun daha canını yaktığında kahrolursun, eğitim hiçbir işe yaramıyor diye karamsarlığa kapılırsın. Tükenmişlik sendromu kapını çalmaya başlamıştır. Ancak bitmemem gerekir, yaratılmışların en şereflisi insan ile uğraşıyorum, tohum saçayım bitmezse toprak utansın.  Hem sebze yetiştirmek için bir yıl, meyve yetiştirmek için on yıl, insan yetiştirmek onlarca yıl gerekir diye düşünürsün.
Bütün bu koşuşturmaca arasında 24 kasım öğretmenler günü gelip çatar… En mutlu günlerinden birisi olacak zannedersin, yanılırsın. Çiçek vb materyalden çoktan vazgeçmişsindir. Tecrübe ile sabittir böyle bir inceliğin yapılmayacağı. Hatırlanmamak acıtır içini. Hatırlayanların da odasına çağırıp öğretmenler günün kutlu olsun demesi biraz daha yaralar. Odamıza bile gelme lütfunda bulunmadığı gibi, günümüzü kutlamak için ayağına çağırıyor şeklinde düşünürsün. Bazen hocam bir program düzenle de öğretmenler gününüzü kutlayalım teklifi ile karşılaşırsın. İster istemez böyle kutlama olmaz olsun, gün bizim günümüz ama programı da biz hazırlıyoruz, bir kutlama programı tertip etmek sadece öğretmenin tasarrufunda değil, Kurumda bu işi yapabilecek çok sayıda insan var diye düşünürsün.
Fazla bir şey istemiyorsundur esasında… İstediğin sadece hatırlanmaktır, değer görmektir… Çünkü sana verilen değer, kurumda eğitime verilen değerin aynasıdır.  
Cezaevinde öğretmensen fazla bir şey beklememeyi, kendi yağın ile kavrulmayı, sinirlerine hakim olmayı, sabırlı olmayı bilmelisin. Sinirlerin zayıf ise, esen en ufak rüzgarda yerle bir oluyorsan vay haline…
Tüm öğretmenlerin öğretmenler günü kutlu olsun…18.11.2011



                                                                                         Metin KARTAL

2 yorum: