HÜKÜMLÜ / TUTUKLULARIN EĞİTİM İMKANLARI VE ENGELLER
Ceza infaz kurumlarında temel eğitimden, üniversiteye kadar geniş bir yelpazede eğitim ve iyileştirme çalışmaları sürdürülmektedir. Mahkemelerce verilen cezaların infaz edilmesi, ceza infaz kurumlarının misyonunu; eğitim ve iyileştirme faaliyetleri de bu kurumların vizyonunu oluşturmaktadır. Bir ceza infaz kurumunun başarısı, kurumda yapılan eğitim ve iyileştirme faaliyetlerindeki başarısı ile doğru orantılıdır.
Herhangi bir sebeple ceza infaz kurumuna girmiş kişilerin, kurumda bulunduğu süre içerisinde eğitim imkanlarından mahrum kalmaması ve dışarıdaki yaygın eğitim faaliyetlerine katılan öğrencilerle eşit bir biçimde eğitim haklarından faydalanmaları gerekmektedir. Çünkü karşımızdaki kitle, toplum tarafından dışlanmış ve dezavantajlı konumdadır. Bu nedenle, ceza infaz kurumlarındaki bireylerin, daha fazla eğitim almaları gereklidir. Çünkü, toplumdaki bakış açısı ve önyargılardan dolayı, bu kişilerin tahliye sonrası iş bulma imkanları son derece zor olmaktadır. Ceza infaz kurumlarındaki insanlar için eğitim lüks değil, tam anlamı ile “şart”tır.
Takdir edilir ki insanın olduğu yerde potansiyel olarak da suç da vardır. Suçun olduğu yerde de ceza infaz kurumları. Ancak ceza infaz kurumları, tahmin edilenin aksine sadece suçun cezalandırıldığı kurumlar değil bireylerin rehabilite edildiği, ceza sonrası yaşama hazırlandığı, sosyal sorumluluk misyonu bulunan önemli kurumlardır. Eğitim, insanın var olduğu her yerde yaşamsal bir ihtiyaç haline gelmiştir. Ceza infaz kurumlarındaki eğitim faaliyetleri de giderek önem kazanmaktadır. Dışarıdakilerin yararlan(a)madığı hak ve imkanlar hükümlü/tutuklulara tanınmaktadır. Örneğin çoğu vatandaşımız İngilizce Kursu, Badminton Kursu, Bilgisayar Kursu, Bağlama Kursu, Deri Ayakçı Kursu veya Kur’an Kursu’na devam etme fırsatı bulamazken, hükümlü/tutuklular bu haklardan yararlanabilmektedirler.
İnsanı diğer canlılardan ayıran temel özellik akıl ve düşünebilme yeteneğidir. Değişim de düşünme yeteneği sayesinde gerçekleşen bir süreçtir. Sosyal bir varlık olan insanın toplumdan ayrı yaşaması mümkün değildir. Olayı sadece bu yönüyle ele aldığımızda bile kişinin sağlıklı bir yaşam sürdürebilmesi için, beraberce yaşama kurallarını öğrenmesi ve kendine saygı duyabilmesi, toplumda saygın bir yer edinebilmesi için de sürekli öğrenmesi, kendini yenilemesi ve toplumsal değişime ayak uydurması gerekir. Unutulmamalıdır ki, “Öğrenmek akıntıya karşı kürek çekmek gibidir. İlerleyemediğin takdirde gerilersin”. Ünlü filozof Sokrates, Atina kanunlarına göre yargılanıp ölüme mahkum edildiğinde, kendisini son kez görmeye gelen öğrencilerinden birinin elinde bir saz görür. Sazın nasıl çalınacağını öğrenmek istediğinde öğrencisi hayretle: “Üstadım! Ama nasıl olur? Az sonra zehiri içeceksiniz, çalmaya vaktiniz olmayacak ve bir zevk duymayacaksınız.” der. Sokrates ölmeden önce son dersini verir: “Evladım, asıl zevk çalmakta değil, çalmayı öğrenmektedir.” Öğrenmenin hayat boyu süren bir eylem olduğunu bundan daha iyi açıklayan bir örnek olabilir mi?
Uşak E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda yaptığımız istatistiğe göre hükümlü ve tutukluların yaş dağılımı şu şekildedir; 15- 18 Yaş arası tutuklular mevcudun % 2’sini; 18-30 yaş arası hükümlü/tutuklular mevcudun % 40’ını; 30-40 yaş arası hükümlü/tutuklular mevcudun % 31’ini; 40-50 yaş arası hükümlü/tutuklular mevcudun % 17’sini; 50-60 yaş arası hükümlü/tutuklular mevcudun % 7’sini; yaşı 60’dan büyük hükümlü/tutuklular da mevcudun % 3’ünü oluşturmaktadır. Tabloda da açıkça görüldüğü gibi burada kalan insanlar, aktif iş gücü piyasasındaki kişilerden oluşmaktadır.
Yapılan ve sürdürülen eğitim faaliyetlerine, sportif ve sosyal – kültürel faaliyetlere, üretim faaliyetlerine katılan hükümlü/ tutukluların birbirleri ile tartışmadıkları ve daha sosyal davranışlar sergilediği görülmüştür. Bu açıdan, eğitim faaliyetlerine ağırlık verilmesinin hem sosyalleşme, hem beceri kazanma hem de kurum içi dinamik güvenlik açısından önemli olduğu görülmektedir.
Hükümlü-tutukluların eğitiminde yaşanan en önemli zorluklar şunlardır;
1- Aşırı alınganlık: Bazı hükümlü/tutuklular havadan nem kaparcasına en ufak bir sözden alınıp başlamış olduğu kursu yarım bırakabilmektedirler. Bunun için hükümlü/tutuklunun psikolojisini bilmek, empati yapabilmek, hoşgörülü olmak ve sınıf ortamının dozunu ayarlamak açısından öğretmen/usta öğreticiye çok önemli görevler düşmektedir.
2- Odasından dışarı çıkmama: Herhangi bir eğitim-öğretim faaliyetinden yararlanan hükümlü/tutuklular ilerleyen zamanlarda eğitim ile ilgili var olan tüm haklardan ve imkanlardan istifade etme yoluna gitmekte; hiç ulaşılamayan insanlar ise maalesef odasından dışarı çıkmamaktadırlar.
3- Ümitsizlik: Hayata dair beklentisi olmama, karamsarlık, öğrendiklerinin işine yaramayacağını düşünme eğitimin önündeki engellerdendir. Eğitimin yaşam boyu devam ettiği bilinci ile mahkumların umutlarını taze tutması ve aktif olarak eğitim haklarından ve imkanlarından en iyi şekilde yararlanması için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Eğitim ve iyileştirme faaliyetlerine katılan hükümlü-tutuklunun hayattan beklentisi var demektir. Boise’nin dediği gibi “umudunu kaybedenin başka kaybedeceği kalmaz”.
4- Özellikle sabahtan öğleye kadarki zaman diliminin değerlendirilememesi: Hükümlü/tutukluların büyük bir bölümü televizyon seyretmek vb. nedenler ile gecenin ilerleyen saatlerine kadar uyumamakta; sabahtan öğleye kadar olan zaman dilimini uyuyarak geçirmektedirler. Böyle olunca da tersine çevrilmiş bir zaman anlayışı ceza infaz kurumlarında hüküm sürmektedir. Özellikle sabahtan öğleye kadar yapılan kurslarda hükümlü/tutukluların kurslara devamı konusunda sıkıntılar yaşanmaktadır.
5- Hasımlılık durumu: Bazı hükümlü/tutuklular odalarını değiştirebilmek için kalmakta olduğu odadaki bir kişiyi hasım yazdırmaktadır. Kayıtlara hasımlı olarak geçen kişinin de sosyal-kültürel faaliyetlere çıkarılması sınırlandırılabilmektedir.
6- Konsantre Olamama: Psikolojik ve ailevi nedenler sebebi ile kursa konsantre olamama bir diğer engeldir.
7- Devam ve istikrar: Bazı hükümlü/tutuklular bazen aldığı bir haberin etkisi ile, bazen yaklaşan mahkemesinin stresi ile bazen de hoşlanmadığı kişinin aynı kursa çıkması ve onunla aynı ortamda bulunmama isteği vb. etkenler ile açılan kurslara istikrarlı bir şekilde devam etmemektedirler.
8- Sadece odasından dışarı çıkmak için kurslara katılma: Bu durumdaki kişi, kursun faydasından çok diğer odalardan gelen arkadaşları ile görüşebilmek için kursa çıkmakta, istediği rahat ortamı bulamayınca kursa katılmaktan vazgeçmektedir.
9- Alay edilme, dalga geçilme korkusu: Özellikle okuma-yazma kursuna devam eden hükümlü/tutuklulara topyekün destek verilmesi gerekmektedir. Kursa devam ettiğinden dolayı odasındaki bir-iki kişinin kendisi ile dalga geçmesi hükümlü/tutuklunun kursu bırakmasına yol açabilmektedir. Bu durumdaki kişi kursla ilgili defter-kitabı odasına götürmemekte, sınıfta sıranın altında bırakmaktadır. Halbuki bir öğretim faaliyeti içerisinde yer alan kişi ayıplanmayı değil, desteklenmeyi hak etmektedir. Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır. Öğrenmenin yaşı yoktur. Sınıf ortamında arkadaşları tarafından kendisine gülünmesi, böylece küçük düşürülme korkusu da eğitimin önündeki engellerdendir.
Bazı hükümlü/tutuklular hayırlı bir işe başlayacağı zaman odasındaki bir arkadaşı tarafından geçmişi hatırlatılarak “dışarıda şunları şunları yapmıştın, şimdi dönüş mü yapıyorsun” vb. ifadeler ile vazgeçirilebilmektedir. Tabii ki eğitim faaliyetlerine aktif olarak katılan hükümlü/tutuklulara destek olan çok sayıda arkadaşı da vardır. Bu nedenle, herhangi bir diploma, sertifika, başarı belgesi alan veya herhangi bir etkinlikte aktif olarak görev alıp örneğin türkü/şarkı söyleyen veya tiyatroda rol alan hükümlü/tutukluyu diğerleri elleri patlarcasına alkışlamaktadır. Olması gereken de budur. Yani her fert, “içimizdeki yetenekler ile gurur duyuyoruz” şeklinde düşünmeli ve hayırda yarışmalıdır.
Yukarıda sayılan engellere rağmen eğitim ve iyileştirme çalışmaları giderek yükselen bir trend ile devam etmektedir. Hükümlü/tutukluların önemli bir oranı da bu çalışmalara aktif olarak katılmaktadırlar. İnanıyorum ki ilerleyen süreçte daha fazla hükümlü/tutuklu eğitim ve iyileştirme faaliyetlerinden yararlanacaktır. Unutmamak gerekir ki, ceza infaz kurumları kaybederse, tüm toplum bunun faturasını öder. Tersini düşünecek olursak hükümlü/tutuklular kazanırsa tüm toplum kazanır.
Özetleyecek olursak, ceza infaz kurumlarındaki potansiyel öğrenici kitlelerin doğru biçimde dizayn edilmiş eğitim çalışmaları ile topluma kazandırılmalarını ve cezalarını çekerken daha kaliteli zaman geçirmelerini sağlamak, ceza infaz kurumlarının öncelikli meselesi olmalı; hükümlü/ tutuklular da eğitim haklarının ve imkanlarının farkına vararak eğitim haklarından en iyi şekilde yararlanmanın yollarını aramalıdır. 17.04.2012
Metin KARTAL