13 Mayıs 2016 Cuma

FUTBOL TURNUVASI FİNAL MAÇI SONRASI ÖDÜL TÖRENİ SUNUMU



FUTBOL TURNUVASI FİNAL MAÇI SONRASI ÖDÜL TÖRENİ SUNUMU

Sayın Başsavcım!
Sayın Müdürüm!

Kurumumuzda düzenlenen Odalar arası Futbol Turnuvası Final Maçına hoş geldiniz!

Sayın Başsavcım!
Değerli Katılımcılar!

Bilindiği gibi,
(1) Hükümlü ve tutukluların maddî ve manevî kalkınmaları için eğitim ve öğretim faaliyetlerinin gerekliliği ve yararı bütün dünyaca kabul edilmiştir. Bu faaliyetler, en etkili iyileştirme aracı olduğu kadar, kurum rejiminin gerektirdiği disiplin  ve düzene en iyi uyan yaşayış sistemidir.

(2) Eğitime yönelik çalışmalardan beklenen; hükümlü ve tutukluların doğru davranış, tutum ve alışkanlıkları benimseyerek, yeniden suç işlemelerini önleyecek ahlâkî değerler kazanmalarını sağlamak, kurum hayatını normal hayata yakınlaştırarak, bu kişilerin salıverilmelerinden sonra topluma uyumlarını kolaylaştırmak ve dış olaylara, tahriklere karşı sabırlı, dayanıklı ve soğukkanlı hâle getirmektir.

(3) Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin “Ceza İnfaz Kurumlarındaki Eğitim” konulu tavsiye kararı ile, ceza infaz kurumlarındaki eğitim hakkında üye devletlerce benimsenmesi önerilen aşağıdaki temel ilkelere Kurumumuzda da uyulmaktadır. Buna göre; 

a) hükümlü ve tutukluların, meslekî eğitim, yaratıcı ve kültürel faaliyetler, bedensel eğitim, spor ve sosyal eğitimden yararlanmaları için gerekli çalışmalar yapılmaktadır.
  
b) Kurumumuzda barınan hükümlü ve tutukluların, imkanlar dahilinde beden eğitimi çalışmaları yapmaları ve spor faaliyetlerine katılmaları teşvik edilmektedir. Bu kapsamda kurumumuzda voleybol turnuvası, futbol turnuvası, masa tenisi turnuvası ve satranç turnuvası düzenlenmektedir.  

Bilindiği gibi,
Sporun iki yönden yararı vardır; hem vücutta fizyolojik değişikliklere neden olur, hem de kişiye psikolojik açıdan destek verir.

Futbol gibi bir takım sporu yapılıyorsa, kişi hem sosyal iletişim kurar, hem de ortak bir hedef için takımıyla birlikte mücadele verir. Diğer takımı yenmek olan bu hedef gerçekleşirse, büyük bir heyecan, mutluluk, gurur ve başarının getirdiği duygular yaşanır. Şayet yenilgi ile sonuçlanacak olursa, bir sonraki maça kadar ortak bir hedef uğruna çalışmaya devam edilecektir. Kişi, tek başına yapılan sporlarda da kendine, buna benzer hedefler koyabilir. Ayrıca, Spor yaparak stresle mücadele etmek mümkündür.

Fanatizme kaçmamak şartı ile, sporun birleştirici yönü de gözden uzak tutulmalıdır. 2008 yılında yapılan Avrupa Futbol Şampiyonası’nda yarı finale yükselen A Milli Futbol Takımımızın ülkemizde oluşturduğu sinerjiyi; Milli Takımımızın başarısının sadece yurdumuzda değil yurtdışında da sabahlara kadar kutlanmasını sporun birleştirici unsur olmasına örnek olarak verebiliriz.
Ülkemizde düzenlenen 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası’nda mücadele eden; maçları yaklaşık bir milyar insan tarafından canlı yayında takip edilen ve ülke tanıtımına fevkalade katkıda bulunan A Milli Basketbol Takımımızın, diğer bir ifade ile 12 dev adamın maçlarının, bizlerde oluşturduğu heyecan, mutluluk ve gurur sporun birleştirici yönüne somut bir örnek olmuş; millet olarak bizi tek yürek tek vücut haline getirmiştir.  

Son zamanlarda ata sporumuz güreşte, boksta ve halterde dünya şampiyonalarında elde edilen zaferler, ulus olarak hepimizin göğsünü kabartmıştır.

Sayın Başsavcım!
Değerli Katılımcılar!

Cumhuriyetimizin Kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün spora bakış açışına kısaca değinmek istiyorum.

Atatürk, her alanda olduğu gibi, sporda da bilim yolundan ayrılmamayı tavsiye ederken, sporun önemi üzerinde durmuş ve ona yeni bir benlik kazandırmıştır.

Atatürk, "Müsbet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu kadar, beden terbiyesinde de kabiliyeti arttırılmış ve yükselmiş olan erdemli, kuvvetli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık dileğidir" sözleriyle de bunu kanıtlamıştır.

"Açık ve kati söyleyeyim ki, sporda muvaffak olmak için her türlü yardımlaşmadan ziyade, bütün milletçe sporun mahiyeti ve kıymeti anlaşılmış olmak ve ona kalben muhabbet ve onu vatani vazife telakki eylemek lazımdır" diyen Ata'ya göre spor, her şeyden önce bir "vatan vazifesi"dir.

            Ulu Önder, Türk sporcusunda yalnız beden kuvveti ve yetenek değil, aynı zamanda iyi ahlak ve zekanın da bulunmasını istemiş ve bu düşüncesini de; "Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim" sözleriyle dile getirerek, bir sporcunun nasıl bir insan olması gerektiğini anlatmıştır.
            Atatürk'ün ölümü üzerine Fransa’da yayınlanan dönemin en ünlü  günlük spor gazetesi L"Auto'da yayınlanan makalede yer alan ifadeler aynen şöyledir:
".....Atatürk, Dünyada ilk defa beden eğitimini zorunlu kılan devlet adamıydı. Söylev ve kağıt üzerinde kalmayan icraatlarıyla, stadyumlar ve spor tesisleri yaptırdı. Döneminde Türkiye'de spor gittikçe artan önem ve değer kazandı."

Sayın Başsavcım!
Değerli Katılımcılar!

         Kurumumuzda  /  / 20 tarihinde başlayan ve bugün final maçı ile sona eren odalar arası futbol müsabakalarına toplam 44 takım katılmıştır. Eleme usulü ile yapılan ve kazanan takımın bir üst tura çıktığı maçlar, oldukça güzel ve çekişmeli geçmiştir. “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” sloganı ile sahaya çıkan futbolcuların adeta “topluma uyumları kolaylaştırılmış” ve hükümlü/tutuklular, “dış olaylara, tahriklere karşı sabır, dayanıklılık ve soğukkanlılık” testinden geçirilmiştir. Futbol turnuvası, yalnız beden kuvvetini ve yeteneği değil, aynı zamanda iyi ahlak ve zekayı da içinde barındıran; centilmenliğin, dostluğun ve kardeşliğin hakim olduğu maçlara sahne olmuştur.

Şimdi arzu ederlerse konuşmalarını yapmak ve 1. olan ……… No’lu odanın futbol takımına kupasını vermek üzere ........’nu kürsüye arz ederim.

Futbol turnuvasında 2. olan ……… No’lu odanın futbol takımına kupasını vermek üzere  …………………………………………………………………….  arz ederim.


Odalar arası futbol turnuvasında 3. olan ..... No’lu odanın futbol takımına kupasını vermek üzere …………………………………………………………………  arz ederim.


Sayın Başsavcım!
Sayın …………
Sayın Müdürüm!
Değerli Katılımcılar!

Kurumumuzda düzenlenen Odalar arası Futbol Turnuvası Final Maçı için düzenlen tören sona ermiştir. Arz ederim. 

ŞİİR DİNLETİSİ SUNUSU



ŞİİR DİNLETİSİ SUNUSU

1) Şiir, bir yürek hoplaması, bir rûh heyecânı ve bir gözyaşı… Aslında gözyaşları da, kelimelere başkaldırmış, saf şiir demektir. 
Şiir, şâirlere ait bir kısım solmayan çiçekler ve bu çiçeklerin çevreye saldıkları kokular demektir. Şiir, mahsulü olduğu topluma bir şeyler anlatma, bir şeyler hissettirme amacındadır.
-         Şiir duygudur, anlatmaktır, anlamaktır, hissetmektir.
-         Şiir paylaşmaktır, şiir bilmektir. Şiir hayattır; hayatsa bir şiir.
         Amacımız şiiri beraber anlamak, anlatmak; beraber hissetmek ve paylaşmaktır.
        Değerli Katılımcılar;
 Şiire yaptığımız bu yolculuğa hoş geldiniz.

2 ) Şimdi, geçen ay Adalet Bakanlığı’nın çıkarmış olduğu Sesleniş Gazetesinde de denemesi yayınlanan, yazmaya meraklı arkadaşlarımızdan H. M. , “Sen Evde Yoktun” adlı şiirini okuyacak.

 3)   - Eflatun'a sormuşlar.

      "İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nedir? "

      Eflatun tek tek sıralamış :

- Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler...
- Para kazanmak için, sağlıklarını yitirirler. Ama, sağlıklarını geri almak için de para öderler...
- Yarından endişe ederken, bugünü unuturlar. Dolayısıyla; ne bugünü, ne de yarını yaşarlar...
- Hiç ölmeyecek gibi, yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi, ölürler...

Cennet vatanımızın güzel köşeleri arasında mekik dokuyacağımız “Anadolu’da Bahar” ve  Geçmiş ile günümüz arasında zihnen mekik dokuyacağımız “Sarı Başaklara” adlı şiirleri yorumlamak üzere Kurum Öğretmenimiz Sayın S.A. Hocamızı buraya davet ediyoruz.

4) Ünlü şairimiz Bekir Sıtkı Erdoğan, 1963 yılında o meşhur “Hancı” şirini kaleme alır. Erdoğan, şiirini “Yolcu”nun ağzından hancıya sesleniş olarak yazmıştır.
       Aynı yıl içerisinde, Şair Raşit Akçura da “hancı”nın ağzından yolcuya sesleniş biçiminde bir şiir yazar. Böyle olunca oldukça hoş bir durum çıkar ortaya. Şimdi sizlere Hancı ile Yolcu’nun karşılıklı konuşmasını takdim ediyoruz. H. B. ve M.Ü. okuyacaklar.

     
5)                 Sevgi kimlere ne yaptırmadı ki…  kimini yaktı, kimini canından usandırdı. Kimi de çöllerde susuz kaldı. Kimi Tahir oldu, kimi Zühre.
    Ve aşk… Aşkı en güzel anlatan şiirlerden birisi de Mihriban…
 Mihriban Şiirini,   Sosyal Hizmet Uzmanımız Sayın D.K.’tan dinliyoruz.

 
6)                 Geceler… Yalnızlığın, sessizliğin, kimsesizliğin simgesi geceler… Hele bir de ayrıysak sevdiğimiz insanlardan…
         El ayak çekilince, kendi kendimizle baş başa kaldığımızda… Ve ister istemez bir fikre odaklandığımızda…
 Geceler ve Bulmak şiirlerini Y. A. ’dan dinliyoruz.


7)                 Şimdi şöyle bir tabloyu gözümüzde canlandıralım… Bir kız evi düşünün; Leyla’nın evi… Dünür gelenler ise Mecnun’un ailesi…Kısa bir hoş-beşten sonra kahveler içilir. Ve söze girilir. Allah’ın emri; Peygamberin kavli ile kız istenir… Onlar da verdik gitti derler…
Böyle bir durumda, Leyla ile Mecnun’un aşkı dillere destan olabilir miydi hiç?

 Bazen aşkı unutulmaz kılan, kavuşmanın zorluğudur.

Sevgilinin, aşığına ettiğine gelince… 
“Beni candan usandırdı /
Cefadan yar usanmaz mı” demiş şair…
Sevgili araya bitmez tükenmez engeller koyar,
Seven ne yapmaz ki…  Dağlara merdiven dayar … olmaz;
Çöllerde susuz kalır, olmaz.  Artık sevdiğine şöyle seslenir; 

Benden artık pes
Bu aşkın biletini istediğin gibi kes”

 Ancak, doğru yolu göstermeyi de ihmal etmez. A. İ.’den dinliyoruz;


8-) Adı gül’dü. Halkımız arasında gül, sevginin;  gençliğin; istek ve ümidin karşılığı olarak kullanılır.

          Gül mevsimi kısadır. Bu bakımdan gül, insana faniliğini hatırlatır. Hazana ermesiyle gülistan harab olur, bağlar bozulur.
Nasıl küçük bir temasla bile gül, hemen soluverirse hassas bir insan da gül gibi, dostlarından gelen küçük bir sözden bile alınabilir.

Adı Gül’dü… Bu şiiri sizlere, Eğitim Servisi Görevlisi Arkadaşımız G.  A.  takdim edecek.


9)  Sizi sevenlere ve sevdiklerinize daha fazla zaman ayırın… Peki ne yapmalı, nereden başlamalı? "Ertelemeyin Hayatı"... Y.K.'dan dinliyoruz.

10)    İnsan bu;
Su misali kıvrım kıvrım akar ya…
Su akar; Kimi yerde derinleşir, kimi yerde sığlaşır.
Kimi yerde dellenir, kimi yerde söylenir,
Kimi yerde bulanır, kimi yerde berraklaşır.
Kimi yerde daralır, kimi yerde genişler.
Denize kavuştuğu zaman da olur, kuruduğu çekildiği zaman da…

Ancak O, her yerde yine sudur. Bulanık diye tükürmeyin. O, temiz bir kaynaktan geliyor. Belki temiz bir yere dökülecek.

İnsan bu, su misali…
O’na, insan olduğu için değer verin… yüz yüze geldiğiniz her insanı bir ayna kabul edin. Aynada göreceğiniz ancak kendinizsiniz. Öyleyse, aynada görmek istediğiniz gibi hareket edin… F. K.'tan dinliyoruz.

11- Günümüzde şiirleri en güzel yorumlayan insanlardan birisi… En önemli özelliklerinden birisi de her yörenin şivesine göre şiiri yorumlayabilmesi… Bedirhan GÖKÇE’den bahsediyorum. Bir gurbetçinin Almanya’dan bir arkadaşına yazmış olduğu Alamanya Mektubunu  Ege şivesi ile Bedirhan GÖKÇE’nin sesinden takdim ediyoruz sizlere …


12- Değerli katılımcılar şiir dinletimiz sona ermiştir. Katıldığınız için teşekkür ederiz.     

KADER MAHKUMU

KADER MAHKUMU

            Öğretmen Asım Bey, ceza infaz kurumundaki odasında günlük rutin işlerle meşguldü. Ceza infaz kurumuna, kurum dışından gelen Özlem Hanım selam vererek içeri girdi. Hoşbeşten sonra Özlem Hanım epeyidir üzerinde çalıştığı bir program hazırlığı için Asım Bey'in fikrini almak istedi.
-Hocam program  sunumunu şu şekilde yapacağım bir dinleyin bakalım: Sayın protokol üyeleri, sayın kader mahkumları!
O esnada UYAP'a kitap kaydı yapan Kürşat Bey araya girdi.
-Hocam "kader mahkumu" olur mu?
-Ne bileyim, genel olarak hükümlü/ tutuklular kendilerini bu şekilde tanımlıyorlar. Altı-yedi aylık ceza infaz kurumu tecrübemde en fazla duyduğum tabirlerden birisi...
            Kader mahkumu tabiri üzerine koyu bir sohbet başlamıştı. Fikirler havada uçuşuyordu.
- Kader mahkumu olmaz. Kader bir insanı niye mahkum etsin?
- Neden olmasın?
- Kader mahkumu tabirini kullananlar genellikle vicdanını rahatlatmaya çalışan kimseler. Benim kaderimde suç işlemek varmış. Kul kaderini yaşar bahtına ne çıkarsa... deyip bir yandan kendini aklamaya çalışırken bir yandan da topu kadere atıyor.
-  Neden böyle düşünüyorsunuz? Başımıza gelen her şey kaderde yazılı değil mi?
- Kaderde neler yazılı olduğunu bir kul olarak biz bilmiyoruz. Kula kapalı, Cenabı Hakka açık bir alan bu. Kaderimizde ne yazılı olduğunu bilmediğimize göre bir kul olarak bizim görevimiz en iyi şekilde kaderimizin tecelli etmesi için uğraşmak.
-Değil mi? "Takdir, tedbire göre cereyan eder" derler. Sen tedbirini alma, kaderimde böyle yazılı imiş de. Mesuliyetten kurtul. Kendini temize çıkar, kaderi suçla. Olacak iş değil.
-Peki tedbiri almış olsak kaderimiz nasıl yazılmış olurdu?
-Dedim ya, kul olarak orası bize kapalı.
-Bence kulun başına gelecek olan zaten gelir. Ne kadar tedbir alsa da sonuç değişmez.
-Bu sizin dediğiniz Cebriye Mezhebi'nin görüşü. Buna göre, rüzgarın önündeki yaprak gibidir kul. Ne yaparsa yapsın sonuç aynıdır. Bir de bunun tam zıddı bir görüş var: O da Mu'tezile Mezhebi'nin görüşü.
-Onların görüşü ne?
-Onlar sorumluluğu kula yüklüyorlar. Mutezileye göre insan irade ve güç sahibidir, kendi fiillerinin yaratıcısıdır. Onlara göre insan, kendi fiillerini yaratırsa ancak hür ve sorumlu olur, ceza ve mükâfat ancak böyle tahakkuk eder.
-Görüşlerinin eleştirilen yönü var mı Mutezile'nin?
-Var. Yaratıcılık vasfını kula vermeleri. Ehli sünnet ise iki mezhebin görüşünden farklı bir  görüşe sahip: İnsan cüzi irade sahibidir. Allah'ın bahşettiği bir güç ile fiillerini yapar. Yaratıcı Allah'tır. Kul ise cüzi iradesini olumlu yönde kullanırsa mükafat; olumsuz yönde kullanırsa ceza görür.    

            Kader ve mahkum...
            Ceza infaz kurumunda düzenlenecek bir programda muhataplara nasıl hitap edileceği ile ilgili başlayan konuşma, dini boyuta taşınmıştı.
            Kader konusu hiç bir zaman güncelliğini yitirmemiştir. İmanın altı rüknünden birisi kaza ve kadere imandır. Kapsamı da oldukça geniştir. Üzerine sempozyumlar düzenlenen, kitaplar yazılan bir konudur.
            Asım Bey, Özlem Hanım ve Kürşat Bey'in niyetleri çok geniş çaplı ve bir çırpıda halledilemeyecek bir konuyu bütün yönleriyle açıklığa kavuşturmak değildi. Zaten konunun fikri boyutu da bir anda, doğaçlama olarak gelişmişti. Kürşat Bey "kader mahkumu" olmaz diyerek tekrar kader ve mahkum konusuna lafı getirmişti. Yine fikirler birbirini takip etti.
-İyi de "kaderin mahkumuyum" tabirini ünlü bir İslam Alimi de kullanmaktadır.
-İnsanın iradesi dahilinde gelişen olaylar vardır. Bir de iradesi dahilinde olmayan olaylar...
-İrade dışı gelişen bir olay için kader mahkumu tabiri belki kullanabilir.
-İraden ile yaptığın bir seçimin sonucu için de kader mahkumu denir mi acaba?
-Nasıl yani?
-Hatırlıyor musun Kürşat Bey, denetimli serbestlikten yararlanmak için 9-10 defa ceza infaz kurumuna girmiş çıkmış bir hükümlü gelmişti. Rapor yazmak için sorduğumuz, "ceza infaz kurumuna tekrar gelir misin?" sorusuna şöyle cevap vermişti: "Kesin söz veremem. Gelme ihtimalim yüksek gözüküyor. Çünkü birahanede bodyguardlık yapıyorum. Bir gecede 4000-5000 TL hesap ödettiğimiz insanlar oluyor."
-Hesabı ödemeyince de...
-Şimdi bu insana kader mahkumu denir mi?  
-Kaderi tenkit etmek en kolayı.
-Kadere iman eden kederden emin olur deniyor.
            Bu hamurun çok su götüreceği belliydi. Özlem Hanım konuyu bağlamak için Asım Bey'e döndü:
-Hocam programı sunarken sizin önereceğiniz bir hitap tarzı var mı?
-Sayın protokol, değerli katılımcılar!
-"Değerli katılımcılar" hem resmi hem de soğuk. Ancak "kader mahkumları" tabiri  karşımızdakileri yanımıza alan, empati kurduğumuzu gösteren, suçlamayan, samimi bir ifade.
            Özlem Hanım ders işlemek için odadan çıkıp dersliğe doğru yönelirken bilgisayarda kısık sesli bir şekilde şu şarkı çalıyordu: "Kader diyemezsin sen kendin ettin".
            Asım Bey ise Kürşat Bey'e dönerek "en iyisi bu konuyu ilk elden soralım" dedi. "Kader mahkumu" ceza infaz kurumunda yakın zamanda düzenlenecek bir münazaranın konu başlığı olacaktı.
   

                                                                                         Metin KARTAL