KADER MAHKUMU
Öğretmen
Asım Bey, ceza infaz kurumundaki odasında günlük rutin işlerle meşguldü. Ceza
infaz kurumuna, kurum dışından gelen Özlem Hanım selam vererek içeri girdi.
Hoşbeşten sonra Özlem Hanım epeyidir üzerinde çalıştığı bir program hazırlığı
için Asım Bey'in fikrini almak istedi.
-Hocam program sunumunu şu şekilde yapacağım bir dinleyin
bakalım: Sayın protokol üyeleri, sayın kader mahkumları!
O esnada UYAP'a kitap kaydı yapan
Kürşat Bey araya girdi.
-Hocam "kader mahkumu"
olur mu?
-Ne bileyim, genel olarak
hükümlü/ tutuklular kendilerini bu şekilde tanımlıyorlar. Altı-yedi aylık ceza
infaz kurumu tecrübemde en fazla duyduğum tabirlerden birisi...
Kader
mahkumu tabiri üzerine koyu bir sohbet başlamıştı. Fikirler havada uçuşuyordu.
- Kader mahkumu olmaz. Kader bir
insanı niye mahkum etsin?
- Neden olmasın?
- Kader mahkumu tabirini
kullananlar genellikle vicdanını rahatlatmaya çalışan kimseler. Benim kaderimde
suç işlemek varmış. Kul kaderini yaşar bahtına ne çıkarsa... deyip bir yandan kendini
aklamaya çalışırken bir yandan da topu kadere atıyor.
-
Neden böyle düşünüyorsunuz? Başımıza gelen her şey kaderde yazılı değil
mi?
- Kaderde neler yazılı olduğunu
bir kul olarak biz bilmiyoruz. Kula kapalı, Cenabı Hakka açık bir alan bu.
Kaderimizde ne yazılı olduğunu bilmediğimize göre bir kul olarak bizim
görevimiz en iyi şekilde kaderimizin tecelli etmesi için uğraşmak.
-Değil mi? "Takdir, tedbire
göre cereyan eder" derler. Sen tedbirini alma, kaderimde böyle yazılı imiş
de. Mesuliyetten kurtul. Kendini temize çıkar, kaderi suçla. Olacak iş değil.
-Peki tedbiri almış olsak
kaderimiz nasıl yazılmış olurdu?
-Dedim ya, kul olarak orası bize
kapalı.
-Bence kulun başına gelecek olan
zaten gelir. Ne kadar tedbir alsa da sonuç değişmez.
-Bu sizin dediğiniz Cebriye
Mezhebi'nin görüşü. Buna göre, rüzgarın önündeki yaprak gibidir kul. Ne yaparsa
yapsın sonuç aynıdır. Bir de bunun tam zıddı bir görüş var: O da Mu'tezile
Mezhebi'nin görüşü.
-Onların görüşü ne?
-Onlar sorumluluğu kula
yüklüyorlar. Mutezileye göre insan irade ve güç sahibidir, kendi fiillerinin
yaratıcısıdır. Onlara göre insan, kendi fiillerini yaratırsa ancak hür ve
sorumlu olur, ceza ve mükâfat ancak böyle tahakkuk eder.
-Görüşlerinin eleştirilen yönü
var mı Mutezile'nin?
-Var. Yaratıcılık vasfını kula
vermeleri. Ehli sünnet ise iki mezhebin görüşünden farklı bir görüşe sahip: İnsan cüzi irade sahibidir.
Allah'ın bahşettiği bir güç ile fiillerini yapar. Yaratıcı Allah'tır. Kul ise
cüzi iradesini olumlu yönde kullanırsa mükafat; olumsuz yönde kullanırsa ceza
görür.
Kader ve mahkum...
Ceza infaz
kurumunda düzenlenecek bir programda muhataplara nasıl hitap edileceği ile
ilgili başlayan konuşma, dini boyuta taşınmıştı.
Kader
konusu hiç bir zaman güncelliğini yitirmemiştir. İmanın altı rüknünden birisi
kaza ve kadere imandır. Kapsamı da oldukça geniştir. Üzerine sempozyumlar
düzenlenen, kitaplar yazılan bir konudur.
Asım Bey,
Özlem Hanım ve Kürşat Bey'in niyetleri çok geniş çaplı ve bir çırpıda
halledilemeyecek bir konuyu bütün yönleriyle açıklığa kavuşturmak değildi.
Zaten konunun fikri boyutu da bir anda, doğaçlama olarak gelişmişti. Kürşat Bey
"kader mahkumu" olmaz diyerek tekrar kader ve mahkum konusuna lafı
getirmişti. Yine fikirler birbirini takip etti.
-İyi de "kaderin mahkumuyum" tabirini ünlü bir
İslam Alimi de kullanmaktadır.
-İnsanın iradesi dahilinde gelişen olaylar vardır. Bir de
iradesi dahilinde olmayan olaylar...
-İrade dışı gelişen bir olay için kader mahkumu tabiri
belki kullanabilir.
-İraden ile yaptığın bir seçimin sonucu için de kader
mahkumu denir mi acaba?
-Nasıl yani?
-Hatırlıyor musun Kürşat Bey, denetimli serbestlikten
yararlanmak için 9-10 defa ceza infaz kurumuna girmiş çıkmış bir hükümlü
gelmişti. Rapor yazmak için sorduğumuz, "ceza infaz kurumuna tekrar gelir
misin?" sorusuna şöyle cevap vermişti: "Kesin söz veremem. Gelme
ihtimalim yüksek gözüküyor. Çünkü birahanede bodyguardlık yapıyorum. Bir gecede
4000-5000 TL hesap ödettiğimiz insanlar oluyor."
-Hesabı ödemeyince de...
-Şimdi bu insana kader mahkumu denir mi?
-Kaderi tenkit etmek en kolayı.
-Kadere iman eden kederden emin olur deniyor.
Bu hamurun
çok su götüreceği belliydi. Özlem Hanım konuyu bağlamak için Asım Bey'e döndü:
-Hocam programı sunarken sizin önereceğiniz bir hitap tarzı
var mı?
-Sayın protokol, değerli katılımcılar!
-"Değerli katılımcılar" hem resmi hem de soğuk.
Ancak "kader mahkumları" tabiri
karşımızdakileri yanımıza alan, empati kurduğumuzu gösteren, suçlamayan,
samimi bir ifade.
Özlem
Hanım ders işlemek için odadan çıkıp dersliğe doğru yönelirken bilgisayarda
kısık sesli bir şekilde şu şarkı çalıyordu: "Kader diyemezsin sen kendin
ettin".
Asım Bey
ise Kürşat Bey'e dönerek "en iyisi bu konuyu ilk elden soralım" dedi.
"Kader mahkumu" ceza infaz kurumunda yakın zamanda düzenlenecek bir
münazaranın konu başlığı olacaktı.
Metin KARTAL
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder