13 Mayıs 2016 Cuma

KADER MAHKUMU

KADER MAHKUMU

            Öğretmen Asım Bey, ceza infaz kurumundaki odasında günlük rutin işlerle meşguldü. Ceza infaz kurumuna, kurum dışından gelen Özlem Hanım selam vererek içeri girdi. Hoşbeşten sonra Özlem Hanım epeyidir üzerinde çalıştığı bir program hazırlığı için Asım Bey'in fikrini almak istedi.
-Hocam program  sunumunu şu şekilde yapacağım bir dinleyin bakalım: Sayın protokol üyeleri, sayın kader mahkumları!
O esnada UYAP'a kitap kaydı yapan Kürşat Bey araya girdi.
-Hocam "kader mahkumu" olur mu?
-Ne bileyim, genel olarak hükümlü/ tutuklular kendilerini bu şekilde tanımlıyorlar. Altı-yedi aylık ceza infaz kurumu tecrübemde en fazla duyduğum tabirlerden birisi...
            Kader mahkumu tabiri üzerine koyu bir sohbet başlamıştı. Fikirler havada uçuşuyordu.
- Kader mahkumu olmaz. Kader bir insanı niye mahkum etsin?
- Neden olmasın?
- Kader mahkumu tabirini kullananlar genellikle vicdanını rahatlatmaya çalışan kimseler. Benim kaderimde suç işlemek varmış. Kul kaderini yaşar bahtına ne çıkarsa... deyip bir yandan kendini aklamaya çalışırken bir yandan da topu kadere atıyor.
-  Neden böyle düşünüyorsunuz? Başımıza gelen her şey kaderde yazılı değil mi?
- Kaderde neler yazılı olduğunu bir kul olarak biz bilmiyoruz. Kula kapalı, Cenabı Hakka açık bir alan bu. Kaderimizde ne yazılı olduğunu bilmediğimize göre bir kul olarak bizim görevimiz en iyi şekilde kaderimizin tecelli etmesi için uğraşmak.
-Değil mi? "Takdir, tedbire göre cereyan eder" derler. Sen tedbirini alma, kaderimde böyle yazılı imiş de. Mesuliyetten kurtul. Kendini temize çıkar, kaderi suçla. Olacak iş değil.
-Peki tedbiri almış olsak kaderimiz nasıl yazılmış olurdu?
-Dedim ya, kul olarak orası bize kapalı.
-Bence kulun başına gelecek olan zaten gelir. Ne kadar tedbir alsa da sonuç değişmez.
-Bu sizin dediğiniz Cebriye Mezhebi'nin görüşü. Buna göre, rüzgarın önündeki yaprak gibidir kul. Ne yaparsa yapsın sonuç aynıdır. Bir de bunun tam zıddı bir görüş var: O da Mu'tezile Mezhebi'nin görüşü.
-Onların görüşü ne?
-Onlar sorumluluğu kula yüklüyorlar. Mutezileye göre insan irade ve güç sahibidir, kendi fiillerinin yaratıcısıdır. Onlara göre insan, kendi fiillerini yaratırsa ancak hür ve sorumlu olur, ceza ve mükâfat ancak böyle tahakkuk eder.
-Görüşlerinin eleştirilen yönü var mı Mutezile'nin?
-Var. Yaratıcılık vasfını kula vermeleri. Ehli sünnet ise iki mezhebin görüşünden farklı bir  görüşe sahip: İnsan cüzi irade sahibidir. Allah'ın bahşettiği bir güç ile fiillerini yapar. Yaratıcı Allah'tır. Kul ise cüzi iradesini olumlu yönde kullanırsa mükafat; olumsuz yönde kullanırsa ceza görür.    

            Kader ve mahkum...
            Ceza infaz kurumunda düzenlenecek bir programda muhataplara nasıl hitap edileceği ile ilgili başlayan konuşma, dini boyuta taşınmıştı.
            Kader konusu hiç bir zaman güncelliğini yitirmemiştir. İmanın altı rüknünden birisi kaza ve kadere imandır. Kapsamı da oldukça geniştir. Üzerine sempozyumlar düzenlenen, kitaplar yazılan bir konudur.
            Asım Bey, Özlem Hanım ve Kürşat Bey'in niyetleri çok geniş çaplı ve bir çırpıda halledilemeyecek bir konuyu bütün yönleriyle açıklığa kavuşturmak değildi. Zaten konunun fikri boyutu da bir anda, doğaçlama olarak gelişmişti. Kürşat Bey "kader mahkumu" olmaz diyerek tekrar kader ve mahkum konusuna lafı getirmişti. Yine fikirler birbirini takip etti.
-İyi de "kaderin mahkumuyum" tabirini ünlü bir İslam Alimi de kullanmaktadır.
-İnsanın iradesi dahilinde gelişen olaylar vardır. Bir de iradesi dahilinde olmayan olaylar...
-İrade dışı gelişen bir olay için kader mahkumu tabiri belki kullanabilir.
-İraden ile yaptığın bir seçimin sonucu için de kader mahkumu denir mi acaba?
-Nasıl yani?
-Hatırlıyor musun Kürşat Bey, denetimli serbestlikten yararlanmak için 9-10 defa ceza infaz kurumuna girmiş çıkmış bir hükümlü gelmişti. Rapor yazmak için sorduğumuz, "ceza infaz kurumuna tekrar gelir misin?" sorusuna şöyle cevap vermişti: "Kesin söz veremem. Gelme ihtimalim yüksek gözüküyor. Çünkü birahanede bodyguardlık yapıyorum. Bir gecede 4000-5000 TL hesap ödettiğimiz insanlar oluyor."
-Hesabı ödemeyince de...
-Şimdi bu insana kader mahkumu denir mi?  
-Kaderi tenkit etmek en kolayı.
-Kadere iman eden kederden emin olur deniyor.
            Bu hamurun çok su götüreceği belliydi. Özlem Hanım konuyu bağlamak için Asım Bey'e döndü:
-Hocam programı sunarken sizin önereceğiniz bir hitap tarzı var mı?
-Sayın protokol, değerli katılımcılar!
-"Değerli katılımcılar" hem resmi hem de soğuk. Ancak "kader mahkumları" tabiri  karşımızdakileri yanımıza alan, empati kurduğumuzu gösteren, suçlamayan, samimi bir ifade.
            Özlem Hanım ders işlemek için odadan çıkıp dersliğe doğru yönelirken bilgisayarda kısık sesli bir şekilde şu şarkı çalıyordu: "Kader diyemezsin sen kendin ettin".
            Asım Bey ise Kürşat Bey'e dönerek "en iyisi bu konuyu ilk elden soralım" dedi. "Kader mahkumu" ceza infaz kurumunda yakın zamanda düzenlenecek bir münazaranın konu başlığı olacaktı.
   

                                                                                         Metin KARTAL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder